EdebiyatKültür

Şehidin Öyküsü

Şehidin Öyküsü

“Kahretsin! İşte yine sıkıştı. Elli kere de yapsam bakımını sıkışır bu gavurun malı!” diye geçiriyordum içimden İngiliz askeri elinde süngülü tüfeğiyle son hızla üstüme koşarken.  O anda herşey dondu sanki, tüm düşüncelerim hücum etmişti zihnime birden. Ailem geldi aklıma önce; anam, benim gibi öksüz büyüyen kardeşim. Kim bilir beni nasıl özlemiş, nasıl meraklanmışlardır benim için. Açmıştır o çilekeş anam ellerini yine semaya, nasıl da dua ediyordur! Nasıl arıyordur benim mektuplarımı köye gelen mektupların arasında.

 

Ah Anam! Ah gardaşım!

Azrail dört dönüyor bu siperlerde. Her dakika gidiyor kolunda bir gariban erle. Acaba o da zorlanıyor mudur ifâ ederken bu zor görevi? Üzülüyor mudur o da için için bu gariplere? Sonuçta, neredeyse hepimiz genciz bu kanlı siperlerde. Daha uzun yıllarımız olmalı yaşayacak! Gerçi… Kalmamış ki yaralardan gençlikte gençlik; yüzler tozdan kararmış, yaralar feci iltihaplanmış. Karınlar doymaz, ayaklar tutmaz olmuş bu yaşlanmış gençlikte… Ben de pek farksız değilim bu garibanlardan. Daha 5 dakika önce şu karşımdaki keferenin vurduğu kolumdan kanlar boşanan kolum tutmuyor. Ne elimdeki silah işe yarar artık ne de benim mecalim yeter onu düzeltmeye. Dövüşmeyi desen; imkansız…

*Bir Osmanlı Askeri*

İşte benim son anlarım bunlar. Tam gözümün içine bakıyor İngiliz, ben de onun. Anlaşılıyor her türlü; o da daha gencecik. En fazla 19 – 20 yaşında. Belki o da düşünüyordur anasını şimdi, coşmuş duygularının arasında. Belki yavuklusu, kardeşi vardı bir daha görememekten korktuğu. O da istemez elbet bir insanın canını almayı. Belki o da üzülüyordur belki benim gibi her aldığı candan sonra. Irk, dil, din, millet farketmeksizin insanız hepimiz sonuçta; şu koca paylaşamadığımız dünyada.

Asla insan sarrafı olmadım ben ama, şimdi görüyorum savaşın insana neler yaptığını, ondan neler götürdüğünü… Gerçi bunların hiçbir önemi de yok artık…

Ağır çekimde izliyorum İngiliz’in bana koşuşunu. Sağıma soluma bakıyorum sonra, mahşer yerine dönmüş bu cennet toprak. Arkadaşlarım, kardeşlerim; hepsi ya kefereyle boğuşuyor yahut ölmüşler. Allahım! Peki ya sonrası? Biliyorum bizim için çok geç fakat ya bizden sonrakiler; onlar, bu vatan kurtulacak mı? Yüce Allah’ım sen onları muhafaza et. Biz bunu 57. Alay erleri burda son nefesimizi verirken bile denedik. Bundan gayrı bizim için ümit yok…

*57. Alay Sancağı*

Karnımdaki sıcaklık sıyırıyor beni bu düşüncelerimden. Kefere yanıma geldi. Karnıma bakmak istiyorum, kararıyor heryer birden… İşim bitmiş olmalı. Azrail’i hissediyorum şimdi. Beni kollarına almış olmalı. O da perişan sanırım, derin hüznünü duyuyorum kollarında. Buna rağmen kulak veriyor anlattıklarıma, dinliyor benim öykümü, tıpkı diğer tüm şehitlerin öyküleri gibi…

Mehmet Akif Özgürer

17 Yaşında basit bir Türk genci.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı