Edebiyat

18 Mart 1915

Bugün 18 Mart. Yıl 2020.

105 yıl önce bugün bulunduğumuz bu topraklarda bir ölüm kalım savaşı yaşandı. Bu topraklarda bugün yazıldı tüylerimizi ürperten nice destanlar. Bu topraklardan çıktı Seyit Onbaşılar ve bu topraklar batırdı batmaz denen koskoca donanmaları.

Bugün 18 Mart. Canını verse toprağını ve milletini bırakmayan kahramanlarımızın devrin en iyisi donanmaları Marmara’nın dibine gömdükleri gün bugün. Bugün hem onları anmak, hem de bize bu güzel vatanın kalmasını sağlayan büyük zaferlerini kutluyoruz. Binlerce kez teşekkürler yüce kahramanlar!

28 Temmuz 1914 tarihinde Avusturya – Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand’ın ölümüyle başlayan 1. Dünya Savaşı Avrupa’yı kırıp geçirmeye başladığı sırada henüz bir tarafta yer almayan Osmanlı İmparatorluğu iç meselelerle mahvolmuş, dış meselelerle baş edemez hale gelmiş, hasta yatağında sürünen bir devlet haline gelmişti. Son 3 yıl içinde büyük toprak kayıpları yaşamış, ekonomisi büyük oranda yabancı devletlerin kontrolüne girmiş, halk milliyetçilik akımının etkileriyle iyice parçalanmış durumdaydı. Meşruti Monarşi ile yönetilen devlet İttihat ve Terraki iktidarında ve onların başa geçirdiği V. Mehmet Reşat padişahlığında yönetilmekteydi. Almanlara olan yakınlığı ve hayranlığıyla bilinen İttihat ve Terraki önde gelenleri 29 Ekim 1914’te Rusların Sevastopol limanını Türk Bayrağı çekilmiş iki Alman denizaltısıyla bombalayacak ve Osmanlı’yı savaşa sokacaktı.

Osmanlı İmparatorluğu ne kadar bu savaşa hazırlıklı olmasa da, bu savaşa hazırlıksız olan yalnızca o değildi. Çarlık Rusya’sı da o dönemde her alandaki yönetim zayıflıklarından ve savaşta alınan yenilgilerden dolayı kötü günler yaşamaktaydı. Öyle ki 2 Ocak 1915’te Rus Çarı II. Nikola İngilizlerden yardım talebinde bulunmuştu. Dönemin Bahriye Nazırı Winston Churchill bu yardımın en iyi iletilme şekli olarak Osmanlı’nın Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını işgal etmek olduğunu düşünmekte ve ısrarla bunu savunmaktaydı. Denizden yapılacak bu harekatlar için hazırlık böylece başlamıştı. Bu süreç esnasında özellikle Fransızlar da bu harekata dahil edilmek istenmiş, Fransızlar da bu konuda hiç ikiletmeksizin harekata katılmışlardı. İstanbul’un işgalini yalnızca İngilizlere yaptırmak istemiyorlardı. Dönemin Deniz Bakanı Victor Augagneur ülkesinin düşüncesini şöyle açıklamaktaydı:

“Bu harekata katılmamak, başarıya ulaşması durumunda İngiliz donanmasının yalnız başına İstanbul’a girmesine göz yummak demektir. Oysa bu durum, doğuda büyük çıkarları olan ülkemiz için milli gururumuzun sarsılması ve çıkarlarımızın tehlikeye düşmesi demek olurdu…”

Harekatın planı o zaman donanmanın başında bulunan Amiral Carden tarafından yapılmıştı.

Harekatın işleyişi önce Boğazın girişini koruyan tabyaları yok etmek ardından içeriki tabyaları yok etmek ve mayınları temizleyerek İstanbul’a ulaşmaktı. İlk denemenin ardından 25 Şubat’taki ikinci denemede Boğazın en uç kısmında bulunan tabyalar susturuldu ve Marmara Denizine giriş yapan itilaf donanması hesaplarında olmayan zorluklarla karşılaşmışlardı. Bu gelişmelerin ardından 15 Mart’ta kesin saldırı için 18 Mart günü seçilmiş, saldırı kararı verilmişti. Türk tarafında ise Almanya’dan Türk Ordusunun Islahı için getirilen Liman Von Sanders komutayı elinde bulunduruyordu. Daha sonraları kara savaşlarının da komutasını kendisi yapacaktı.

18 Mart 1915 saat 10 sularında itilaf donanmalarının Marmara’ya girmesiyle büyük çarpışma başlamış oldu. Boğaza saldıran donanma gruplarının ilki saat 11 civarında Boğaza girerek taaruza geçtiler. Ağır top atışlarıyla topraklarımızı dövüyorlardı. Ancak hareketli olan ve yerleri belli olmayan Sahra Bataryaları onlara büyük bir engel oluyor ve zarar veriyordu. Saat 12.30’da Fransız gemilerinden oluşan ikinci grup birinci grubu desteklemek adına yakın mesafeden saldırmak için emir almış, kıyıya 400 metrelik mesafeden bombardımana başlamışlardı.

İtilaf donanmaları Boğazın en dar kısmı olan Kilitbahir – Çanakkale tarafına yönelmişlerdi. Bu arada Türk savunması komutanları İtilaf donanmalarının merkez bataryalarına 14 kilometre yanaşmaları üzerine karşı ateş için emir vermiş, bu ateşler İtilaf donanmasına büyük zararlar vermişti. Kaptan köşkünden vurulan Birinci ve İkinci grup gemilerinden İnflexible, Suffren ve Bouvet ağır hasar almıştı. Geri dönüş için emir almışlardı. Bu çekilecek gemilerin yerini yedekleri alacaktı.

Saat 15 civarında yan yatmakta olan İrresistible zırhlısına yardıma giden Ocean zırhlısı Rumeli tabyasında kalan tek sağlam topla, Kahraman Havranlı Seyit Onbaşı tarafından vurularak kontrolünü kaybetmiş; Nusrat mayın gemisinin mayın döşediği alana sürüklenerek mayınlara çarpmış ve batmaya başlamıştı. Aldığı isabet üstüne geri çekilmekte olan Bouvet de aynı mayınlardan muzdarip batmaktaydı. İki gemi de mürettebatı tarafından terkedildi. Saat 17’de Amiral tarafından donanmaya geri çekilme emri verildi.

Özetle 12 Savaş gemisiyle boğaza gelen İtilaf donanmasından geriye 9 gemi kalmıştı.

Bunların da 4’ü savaş dışı kalmıştı. Türk Savunması bunu sadece 82 bataryayla başarmıştı. Tıpkı atalarımızın dediği gibi; Çanakkale Geçilememişti. Tabii bunu itilaf devletlerinin idrak etmesi yüzbinlerin daha can vermesiyle gerçekleşecekti.

Acıdır ki bizim insanımız, bu cennet topraklarda barınabilmek için hep bedeller ödemiş ve hala ödemektedir. Gerek Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında, terör saldırılarında ve en taze yaramız olan İdlib’te olduğu gibi…

Etiketler

Mehmet Akif Özgürer

17 Yaşında basit bir Türk genci.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı