Edebiyat

Bazı İntiharlar Asla Kayda Geçmez

Bazı İntiharlar Asla Kayda Geçmez

Bazı İntaharlar Asla Kayda GeçmezMartı iniltilerinin kulağa çığlıkvari bir tını yarattığı, sert bir rüzgarın pencerelere gard aldığı saatlerdeydik. Ay, göz önünden iyice uzaklaşmış, geceyi zifiri koyuluğu ile baş başa bırakmıştı. Yatakta bir ölü gibi uzanmış, asla geçmek bilmeyen şiddetli bir zaman dilimi ile göz göze gelmiştim. Aynadan yansıyan bedenimin solgunluğunu, gittikçe çöken omuzlarımdan sarkan tülden bir elbise ile fark etmiştim. İrislerimin arkasından hezimete uğramışlığı sezen zaman, ilerlememeye yemin etmişçesine yayılmıştı boşluğa. Dünyanın beli kalın bir halatla bağlanmış ve dönmesi yavaşlatılmış gibiydi. İçime sığmayan bir seylerin gözlerimden tavana doğru kusarcasına boşaldığını, nefesimin yavaşça kesilişiyle hissetmiştim. Bilincimin çöküşünü ruhumun haykırışlarından duymaya başlamıştım. Eskimiş kitaplarda “varoluş sancısı” olarak geçen bu uykusuzluk, ağzımda acı bir tat bırakmıştı. Yıllar boyu içimde birikmiş sorular ve bunlara almak istediğim cevapların hepsini, birden, bu gece hatırlamıştım. Bir yanıt isteyen bencilliğimi fark edip gözlerime dolan yaşlarla kafamı usulca göğe çevirdim. Şehrin suni ışıklarından korkup uzaklara sığınan yıldızları görmek istercesine, uzun uzun baktım siyah kadifeden zırh kuşanmış arşa. O an daha nice insanın da göğe baktığını düşünerek gözlerimi kırpıştırdım. Binlerce insan ile göz göze gelmekten artık yorulmuşçasına, gözümü, tüm cesaretiyle ölümüne kafa tutan bir yıldıza iliştirdim. İlk olarak bana hafifçe göz kırpan yıldız, bir süre sonra tebessümlerimi söküp uzay boşluğuna fırlatmaya başladı. Gökte öylece asılı olan yıldız birden şekil değiştirmeye yeltenmiş, benle alay hizasına geçmiş gibiydi. Bir iken iki oluşu ruhuma hüzün katıyordu. Yıldız ile uzun süre kavga ettiğimi fark ettum. Pes edercesine, karanlığın ışığına yenik düşen göz kapaklarım birbirleriyle buluşur buluşmaz, vücudumun derinliklerinden gelen bir yaş yerin dibine doğru akmaya başladı. Yanaklarımdan dünyaya açılan bu yaşın bir intihar teşebbüsü olduğunu düşündüm. Vücudumun en ücra köşelerinden gelen bir gözyaşı tüm benliğimi kusarcasına, kendini gözlerimden dünyaya atarak son nefesini vermişti. Bazı intiharlar asla kayda geçmezdi. İçimin ölmüşlüğü, gözyaşımın kendini feda etmesiyle tescillenmişti. Gözlerimi tekrar cesur yıldıza çevirdim. Sönmüş parlaklığı ve artık ikilenmeyen tekliği, içimin intiharına saygı duruyormuş gibi tüm duruluğuyla gökyüzünü noktalıyordu. Gözlerimi kapattım ve hayatın boşluğuna kendimi bırakırcasına gülümsedim. İçim ufalanarak sönmüştü. Yıldızlar daha da belirginleşmiş, yeryüzünden kayan ruhum adına dilek diliyorlardı. Martıların sesi kesilmişti. Sabah tüm eflatunluğu ile dünyaya kucak açmaya başlıyordu. Dünya dönüyordu, her şey bundan ibaretti.

Etiketler

Mısra Bayındır

Kalemimde müzikli bir ton, yazıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı