Edebiyat

Ah Laniakea!

Ah Laniakea!

Güneş batıyordu. Paçasından tutmuştum. Bir tanrı yarattım. Şafağa doğru harelerini kusturmuştum. Damarlarımdan Boşalan kelamlar yazdım. Birini göğe birini dibe raptetmiştim. Neyi berkitir iğne uçları diye düşünürken bakış açımı tanrıdan devraldım. Bir yığın günah ile çıktığım bu caddeleri kurşuni bir sis eşliğinde yarıladım. Kiremidi yaldızlı damdan ufka ulanan bir ben keşfetmiştim. Bıçak yarası ile kanını denize boşalttım. Bağrı buram buram anason kokan şehrimin içinde heveslerim kursağımda kaldı. Maviler çizdim. Bozdum. Turkuaza dokundum. Kelimelerle anlatılamayan o katı şeyi çizgilerle atfetmek istedim. Olmadı. Geçmedi boğazımdan. İki elimi de yakasına tutturduğum bu şehrin, ruhumun zerreciklerinden mamul olduğunu bilemedim. Bilemedin. Kaçamak ışık huzmeleri istedim. Kırılsın gözlerimden ensemin arkasına doğru. Sevişmeden önce sevmek istedim. Ve aşk akmamalıydı dudaktan rahme doğru. Yabani ot gibi tüymeliydi bacak arasından bir gerçeklik. Semadan akan bir kızıl boyamasaydı o anı, gerçekleşmezdi bir daha aşk. Biraz serkeş ama oldukça naif bir tonda inleme ile süslerdi ana karayı. Bir tanrı yarattım beni yok etti. Dilimi kesti. Af diledi ve nakış attı. Yamalarımdan eksik sözcükler aktı. Kısıtlılık zihni aştı. Duyun şimdi! Uzaklardan kanınıza zerk edilen o müşfik sesi. Yalnızlığın yansıması bir tını ile hakikati boyayan o ses. Tüm hırs ve arzularınıza rağmen kendinizi ikna edemeyen doğrularınızı kutsayacak, yöneldiği istikamete alkış tutacak bir ton. Mide bulantısı. Elimde soyut bir el. En güzeli. Her şeyin aksine doğru yürünen bir birliktelik. Yaşamak ağır bastığından yani. Yörüngeye yabancı cisimleri almak yok. Zamanı katleden bir an’dan kare alarak o kitabın yetmiş sekizinci sayfasına koymak yok. Takvim yaprakları ayraç değildir. Gece ve aşk katışmaz birbirine, nasıl katışmıyorsa bir ruh diğerine.

Ah Laniakea! (2)

Çehreme dokunan birkaç kelimeye karşı boynum bükük dizlerim kırık. İniyorum hücrelerime değin kalbimde inceden bir yarık. Sesler ip yumağı oldu. Akıyor beynimin sarmaşığından. Lâkin ben bir türlü ayak uydurmuş değilim, bıkmışım bu yüzyıldan. Farfara döküntülerine özenemeyen somutluğum ile uzaktan izliyorum yaşayışları. Kulağıma iliştirdiğim ve patika yollardan topladığım mimoza kırıntıları. Boynumu sıkan tehditkar bir varlık ki ölçülemeyen yerlerden sızıyor yanıma. Sessizlik, bildiğim fakat farkında olmadığım bir bilim dalını hatırlatıyor bana. Esrik halimden eser kalmayınca avuçlarıma yalnızca söğüt dalı bırakan bir varlık. Ah laniakea! sen benim hüzün yanımsın.

Etiketler

Mısra Bayındır

Kalemimde müzikli bir ton, yazıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı