EdebiyatKültür

Boşluğun Boşluğunun Metini

Boşluğun Boşluğunun Metini

Boşluğun boşluğu, evet. Tuhaf bir ad fakat tam olarak durumumu anlatan bir kelime grubu. Ne yapacağımı bilemeyecek bir durumdayım; Gerçekten. Sürekli bunu düşünüyorum. Belki de aklımı buna yorduğumdandır.  Ne yapsam boşa, ne yapsam gereksiz gibi, doğrusu ne yapmam gerekiyor onu bile bilmiyorum. Ne hakkında olursa olsun. Beceriksizim. Evet sanırım bu daha çok uydu. Ne zaman bir plan yapsam bu sefer olacak, yapacağım desem, olmuyor.

 

Bu yüzden kendimi hep Oblomov’a benzetiyorum.

Gonçarov’un kitabındaki o karaktere. Hatta biliyor musunuz bu karakterin adına sahip bir psikolojik rahatsızlık bile var “Oblomovluk”. Benim sıkıntım aslında sorunun kaynağında. Kitap karakteri anlatırken bir yaşam tarzı, toplum, insan yapısına da değiniyor. Sorunun başladığı kısım şu bunları sadece oradan buradan okuduğum bilgilerle anlatıyorum. Kitabını okumadım. Sorun aslında tam olarak bu. Bir şeyi bilsem de ona yoğunlaştığım için değil yüzeysel baktığım için. Araştırmak hoşuma gitse de, en kolay ulaşılanı tercih ediyorum. Belkide bu birazda çağın getirdiği bir sorun. Tabii ki bunun arkasına sığınmayacağım. Böyle yaptıkça yerimde sayıp duruyorum. Her geçen gün dahada kötüye gidiyor bu. Yerimde saydıkça vaktim azalıyor, geleceğimi belirleyecek o vakit. Her geçen gün iyiye gitme ihtimali azalıyor.

Belki bu metin beni değiştirir, belki biraz daha düzenli bir adam, disiplinli bir adam olabilirim. Her seferinde aynı kelimeler, aynı ümit. Ne zaman değişeceğim ben, bir tek ben mi böyleyim, yoksa herkes benim gibi içinde mi yaşıyor bu hisleri. Tembellikten rahatsız olan tembel gördün mü hiç, ya da daha 2 oda öteye gitmeye üşenen bir adamın zayıflamak için spora yazıldığını? Ben gördüm. Bizzat kendi içimde hemde. O kitabı okuyacağım. 5 yıl sürecekte olsa Oblomov’u okuyacağım. O kitap edindiğim bilgilerce beni anlatıyor. Belki bunu tembelliğime kılıf bulabilmek için öğrenmek istiyorum fakat yine de öğreneceğim. En azından bana yararı okunacak bir şey.

 

Şimdi haklı olarak merak edeceksin; “Hiç mi iyi yönün yok? Hiç mi bir alanda başarın, yeteneğin yok?”

Var. Elbette var. Onlar da olmasa belki tembelliğim rahatsız dahi etmezdi beni. Hatta bana tembel deseler kızardım. Neredeyse hiçbir tembel, birisinin ona tembel olduğunu söylemesinden hoşlanmaz. Ancak arada farklar vardır. Tembelliğinden rahatsızlık duyanlar ve duymayanlar. Bu iki grup arasındaki en basit fark şudur; Rahatsızlık duyan, öfkelenmez, üzülür ve kabullenir. Rahatsızlık duymayan, bunun zaten farkında olmadığı için bunu bir hakaret olarak algılar, küplere biner. Belki temelinde bir hakarettir birine tembel demek. Fakat eğer söyleyen kısmen bile haklıysa insan orada ona sinirlenmek yerine azıcık düşünmeli ve ona değil, kendine kızmalıdır. Çünkü sorunun çıkış sebebi ve o insanın bu lafı söylemesine ortam hazırlayan yine kendisidir. Bu yüzden bana birisi tembel olduğumu söylediğinde her ne kadar ona da kızsam da en çok kendime kızıyorum. Hatta farkında ola ola bunları yapmaya devam ettiğim için daha da kızıyorum. Umarım yaparım umarım ederim konuşmalarına hiç girmeyeceğim. Bunların işe yaramadığının farkındayım.

 

Bu ülkede ve dünyada, benim gibi bir sürü insan var biliyorum.

Böyle bir metin çıkarabilmemin temel bir sebebi de biraz içe dönük bir yapım olması. Bu sorunun kaynağına inmek ya o tembel gözlerimi korkutuyor, ya da nasıl ineceğimi bulabilmek tembelliğime dokunuyor. Hiçbir şekilde rahatlatmayın kendinizi. Eğer tembelliğinizi hissediyorsanız ve bu yazımda kendinize ümit edecek bahaneler arıyorsanız, aramayın. Sorunu çözmek için çok geç olmadan kendi iç savaşınızı verin. Yeter ki bu illete esir düşmeyin…

Etiketler

Mehmet Akif Özgürer

17 Yaşında basit bir Türk genci.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı